geçmiş geleceğimin bulutu

Geçmiş Geleceğimin Bulutu

Her yalnızlığın bir tanımı var aslında, ben henüz benimkinin tanımını bilmiyorum. Çünkü her gün yeni bir köşesini görüyorum, her an görmediğim köşeleriyle yüzyüze geliyorum. Sırtımı dönemiyorum, sırtım duvar.

İçsel çöküntü bizimkisi, dile getirilince geçmeyecek türden. Korkuyorum, şimdilerde çökmekte olan içim, ilerde evimde ikinci bir tabağın kirlenmesine asla izin vermeyecek diye.

Bakımsızlıktan solan çiçeklerim olsun istemiyorum ya da yaşantımdan kaçıp gitmek için kapının aralanmasını bekleyen evcil hayvanlarım. Ben ölümün bile uğramaya tenezzül etmediği kimsesizliğim olsun istemiyorum. Tam tersi yaşadığım yer çoçukluğum kokmalı, dışardaki fırtınaya inat evimden bahar kokuları gelmeli. Yaşayanlarımın kokusu birbirine karışmalı, belki de kahve-sigara kokusu sinmeli yastıklarıma. Yastığın diğer tarafı hep sıcak kalmalı gecenin bir yarısı kalkıp üstünü örtmeliyim onun, tabaklarımı kırıyor diye söylenmeliyim ötekine.

Evim, çocukluğum gibi olmalı, kapısından girdiğim an içim huzurla dolmalı. Birinin gözyaşlarını silmeli, gözlerindeki burukluktan öpmeliyim. Biri baba olmalı bana. Tanımını yeni öğreniyor gibi sıfırdan ögrenmeliyim o kavramı. Acısız, eksiksiz, sevgi saçan bir baba. Kötü yanları da olmalı elbette, saçımı okşamasını bildiği kadar. Evim, çocukluğum kokmalı.. keşkelerin uğramadığı dönüp baktığımda özlem duyabileceğim bir geleceğim olmalı…
Hayal kalacağını bile bile hayalini kuruyorum. Tıpkı öleceğini bildiğin halde aşık olmak gibi. Çünkü gelecekte hâlâ “hiç” değilde birinin “izi” olmak istiyorum.

geçmiş geleceğimin bulutu

geçmiş geleceğimin bulutu