ruhum depremlere gebe

Ruhum Depremlere Gebe

Şehirdeki tek evin pencere kenarındayım, düşüncelerim boşlukta sürükleniyor. Vücut buluyor hislerim. İşte o an ruhumdaki sarsıntıları, ağır yanıkları, kapanmayan yaraları hissediyorum.

Daha çok çekiştiriyorum hırkamın kollarını, daha bi siniyorum oturduğum tabureye. Ürkek bir hayvan gibi insanlardan kaçıyorum. Elimde son kalan, solmaya yüz tutmuş çiçeklerimi saklıyorum hepsinin bencil sevgilerinden. Sonrasında, canımla suluyorum o çiçekleri solmasınlar diye. Hepsinin tek tek gözünün içine bakıyorum. Ama biliyorum ki su vermediğim an onlarda bırakıp gidecekler beni. Ve beklenen oluyor. Hergün sırasıyla gidiyor biri, öteki gün diğeri.. Sadece insanlar değil her canlı bir parça bencil, bir parça kör, bir parca yitik, bir parça anlaşılmaz. Tüm bunları penceri kenarına itildiğim hayatımdan anlıyorum. Öylece bakıyorum insanlara anlaşılmayı bekliyorum. Birilerinin omuzlarıma dokunup uyandırmasını, nefesime başka bir nefesin karışmasını bekliyorum.

Ama ne beklenen buluyor adresini ne de bekleyen aslında adresinde. Hiçseniz eğer, hiçliğin ortasında çığlık atamazsınız. Çünkü hiçbir “hiç” kabul etmez kendine denk olanı.

ruhum depremlere gebe

ruhum depremlere gebe