tutunamayanlar

Tutunamayanlar #3

Olay: Turgut araba kullanmayı öğreniyor
Zaman: 20. yüzyılın ikinci yarısında bir zaman
Mekan: Talim alanı

Turgut, önündeki direksiyona, belli etmek istemediği bir çekingenlikle bakıyordu. Kimse sezmeden, korkusunu farketmeden, bu inatçı ve onu tanımayan sertlikle nasıl uyuşabilecekti? Öğrendikten sonra, bütün zorluklar geride kaldıktan sonra; vücudun her parçasında, başlangıçta bu makine kadar kör ve inatçı olan direnmenin yumuşadığını, dokunmanın mümkün olduğunu gördüğü zaman, yazık ki geçiş süresini unutuverir insan.


“Karı-kocanın birbirleriyle ve çevreleriyle durmadan yarışmasını anlamıyorum, demişti Selim, Turgut evlenmeden önce. “Belki onlar farkında değil; oysa bana bu davranış, hayatı cehenneme çevirmek gibi geliyor.”


Kendinden memnun gülümsedi: “Papatyalar ne güzel, değil mi Nermin?” “Evet, direksiyonu, elinin altına sığdırabildiğin anlaşılıyor.” Anlamamış gibi başını arkaya çevirdi: “Efendim?” “Önüne bak; yoldan çıkarsın sonra.” Tekrar: “Efendim?” dedi. Şımarık şımarık sırıttı: “Yaşasın papatyalar; canım papatyalar. Seviyorum sizleri. Sizler ki bütün kış, toprağın altında, yalnız bizi düşünürsünüz ve ilkbaharda hemen seriliverirsiniz ayaklarımızın altına. Canımlarım benim. Seviyorum sizleri insan kardeşlerim. Durup dururken seviyorum işte. Sevip duruyorum. Kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum. Papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum…” “Yeter” dedi Nermin.

“Ve müessesemizin bir hediyesi olarak yerdeki bütün papatyaları kabul buyurun.”
Hayır! papatyaları değil, karanfilleri. Papatyalar Selim’in.


“Seni eve bırakıyorum.” dedi Turgut karısına. “Araba işiyle ben uğraşırım öğleden sonra.”

Papatyalar, onlar Selim’in. Ben bu Turgut’u sevdim, papatya seven insanları severim ama sarı lale olsa daha iyi olurmuş bence. Karanfil sevmesi de hoşuma gitti, kanım kaynıyor yavaştan bu adama ama Nermin’e ayar oldum, edebiyat kokmayan bir insana benziyor, insan edebiyat kokmalı.

tutunamayanlar

tutunamayanlar